Şehirlerde Büyük Dönüşümlere Yol Açabilecek 4 Yeni Konsept

From reimagining streets to living with water, cities are experimenting to adapt to a changing world. Photo by Victor Moriyama/WRI Brasil

Büyük fikirler beton, çelik ve taşlara döküldüğünde şehirlerin kaderini sonsuza dek değiştirirler. 1703 yılında St. Petersburg şehri Büyük Petro tarafından kurulduğunda, kendisinin hayali Amsterdam gibi Batı Avrupa’nın ticaret merkezlerinden esinlenilmiş ve modern Rusya İmparatorluğunun simgesi olacak bir başkent oluşturmaktı. 20. Yüzyılda, Hindistan’daki Çandigar şehri, Hindistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanmasının ardından sonraki dönemde ülkenin gelişim ve isteğinin bir simgesi olarak İngilizlerin “Bahçe Şehirleri” örnek alınarak inşa edilmiştir. Dünyanın öbür ucunda, Amerika Birleşik Devletleri’nin Detroit şehri, Amerikan Rüyası idealine uygun bir biçimde dünyanın sayılı endüstriyel mega-şehirlerinden biri haline geldi.
Bu büyük fikirler gelişim, modernlik ve başarı konusunda kendi dönemlerindeki değer ve algılara meydan okumuşlardır. Bu fikirler yaratıcılarının cesur görüşlerini fiziksel boyuta taşımış ve şehir hayatıyla ilgili baskın görüşlerle mücadele etmiştir. Bazı durumlarda, Motor City örneğinde de görülebileceği gibi, bu cesur fikirler şehirlerin hem yükselişine hem de felaketine neden olmuştur. Ancak bazı planlı şehirler de odak noktalarını koruyup, evirilmeye devam etmiş ve yeni trendlerin oluşumuna yol açmışlardır.

Süperbloklar
Yeni kasaba ve planlı şehirlerin revaçta olduğu 20. Yüzyıla nazaran günümüzde mekânsal planlamayla ilgili cesur plan ve görüşlere daha az rastlarız. Belki de günümüzün en büyük ve cesur fikirlerinden biri, araç merkezli şehir gelişiminin önüne geçmek isteyen ve ilk olarak Barcelona’da ortaya çıkmış “süperblok” fikridir. İlk olarak 2016’da hayata geçirilen süperbloklar, araç trafiğini üçerli blok çevrelerine sınırlandırarak, hem rekreasyonel ve ticari faaliyetler için uygun alanlar oluşturur hem de ulaşımın kolayca erişilebilir olmasını sağlar. Bu fikrin temelini kamusal alanlara erişilebilirliğini yeniden dengeleme, hava kirliliğini azaltma ve yaşanabilirliği arttırma gibi hedefler oluşturur. Barcelona şehrin %70’inden fazlasını 500’den farklı süperbloğa dönüştürme hedefini adım adım gerçekleştirirken, Amerika ve Avrupa’daki diğer şehirler bu örneği dikkatle takip edip, gerekli dersleri çıkarmaya çalışıyor.

Las Ramblas, the historic pedestrian way at the heart of Barcelona, Spain. Photo by peresanz/iStock
Las Ramblas of Barcelona, Aerial view

“Bütün” ya da “Paylaşımlı” Caddeler
Birçok şehrin araba kazalarında can kayıpları yaşaması, trafik yoğunluğundaki artış ve hava kalitesinin düşmesi gibi sorunlarla boğuşmasıyla birlikte araç-odaklı şehir tasarımları gün geçtikte baskı altında kalmaya devam ediyor. ABD’de, “bütün” ya da “paylaşımlı” caddeler konsepti ilk olarak 2005 yılında ulusal bir koalisyon tarafından öne sürülmüş ve kamu alanlarında otomobillerin egemenliğine meydan okumaya başlamıştır. Süperblok konseptinden çok daha az kapsayıcı olan bu konsept bireysel motorlu taşıt kullanıcılarına öteden beri tanınan önceliğin yayalara, bisikletçilere ve toplu taşıma kullanıcılarına da tanınmasını sağlıyor. Günümüzde Yeni Zelanda’nın Auckland şehrindeki ‘Paylaşımlı Alan Programı’, Brezilya’nın Porto Alegre şehrindeki ‘taktik şehircilik’ ve Kaliforniya’nın Oakland şehrindeki Telegraph Avenue’nun yeniden dizaynı gibi örneklerde bu yaklaşımın farklı versiyonlarını görüyoruz. Detaylarda farklılıklar görülse de genel olarak bu projelerin tamamında karma kullanımlı sokaklar, yaya-ölçekli kent mobilyaları ve yeşil altyapı gibi elementlere rastlanır.

The João Alfredo Street intersection in Porto Alegre, Brazil, before and after a “complete streets” intervention. Photo by WRI Brasil
The João Alfredo Street intersection in Porto Alegre, Brazil, before and after a “complete streets” intervention. Photo by WRI Brasil

Motorsuz Ulaşım
Trafik kaynaklı kirlilikler ve kronik trafik sorunu yaşayan caddeler, şehirleri arabaların egemenliğinden kurtulmak için farklı yollar denemeye itiyor. İnsanlar için yeni yollar açmak ve yayan biçimde, bisikletle ya da diğer motorsuz yöntemlerle ulaşım yapmalarını sağlamak ise şehirlerin bu zorlukla mücadele etmekte kullandığı yöntemlerden biri. Motorsuz hareketlilik stratejileri için farklı yollar denenmektedir: Hindistan şehirlerindeki araçların yasaklı olduğu Raaghiri Günleri gibi sokak ve caddelerin geçici olarak kapatılmasına dayalı yöntemler ve Londra’daki bisiklet ‘süper otoyolları’ gibi üstün nitelikli altyapılara yapılan yatırımlar, ilk akla gelen örneklerdir. Bu akımın belki de en güçlü sembolü ise araç-merkezli şehir gelişiminin önemli örneklerinden biri olan Atlanta şehridir. Halihazırda inşa edilmekte olan Atlanta Beltline, şehrin artık kullanılmayan demir yolunu yaya yollarına, parklara, patikalara ve hafif raylı sisteme dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu projenin, büyükşehir bölgesindeki çeşitli sosyoekonomik gelişim düzeylerine sahip 40’dan fazla mahalleyi sürdürülebilir hareketlilik kullanarak birbirine bağlaması planlanmaktadır.

One section of the Atlanta Beltline project, where people are taking advantage of repurposed rail lines for walking and cycling. Photo by Blulz60/iStock
Atlanta, GA, USA – November 2, 2013: Motion blur of several people exercising along a graffiti covered trail that is part of the Atlanta Beltline, a 22-mile long urban redevelopment project for the city of Atlanta that will eventually connect 45 intown neighborhoods.

Susuz Yaşamak
Birçok kıyı kenti, su ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye başlamıştır. Gezegen ısındıkça, yükselen deniz seviyeleri ve tahmin edilemez hale gelen hava olayları dünya çapında birçok kıyı kentine büyük zararlar vermeye başlamıştır.
New Orleans kenti, tarihi boyunca su taşkınlarıyla hep fazla suyu çevredeki nehir ve göllere pompalama yöntemiyle baş etmiştir. Katrina Kasırgası gibi son dönemdeki büyük olaylarda bu yöntemin etkisiz kaldığının gözlemlenmesiyle birlikte kent, Hollandalılardan ilham alınan yeni bir yaklaşım üzerinde çalışmaktadır. Bu yaklaşıma göre New Orleans kenti artık su taşkınlarını kontrol altında tutmak için mekanik çözümleri, doğal özelliklere entegre etmeye çabalıyor. Örneğin planlanan Mirabeau Water Garden’da görülebileceği üzere, bu yaklaşımda hedeflenen şey sel sularını ana drenaj borularından uzaklaştırarak, selleri ve su baskınlarını azaltmak. Bu gibi “doğaya dayalı çözümler” Avrupa şehirlerinde gittikçe popüler hale gelerek, uzun yıllardır tercih edilen “gri” ya da “ağır” altyapının yerini alıyor.

Drawing of the Mirabeau Water Garden. The initial phase of project construction is underway, funded by a FEMA Hazard Mitigation Grant Program. Rendering by Waggonner and Ball Architecture/Environment
Drawing of the Mirabeau Water Garden. The initial phase of project construction is underway, funded by a FEMA Hazard Mitigation Grant Program. Rendering by Waggonner and Ball Architecture/Environment

Master Planların Önemi
Şehirleri tamamen dönüştürmek mümkündür ve bu dönüşümün ilk tohumları da halihazırda atılmaya başlanmıştır. Yeni, planlı şehirler yoluyla şehir plancılığında bazı cesur konseptler keşfediliyor. Ancak gerekli stratejik müdahalelerle, daha eski şehirlerin de gidişatı değiştirilebilir. Master planlar, fiziksel müdahalenin de ötesine geçen diğer olumlu etkileri tetikleyebilir. Beltline projesiyle araç-merkezli yaşam anlayışını aşmayı ve insanların toplu ulaşım ve hareketlilik üzerine düşüncelerini kökünden değiştirmeyi hedefleyen Atlanta şehri bunun bir örneğidir.

Tüm bu bahsettiklerimizin ışığında esas soru ise şudur: Zorlu problemlere karşı yenilikçi yöntemleri nasıl teşvik edebilir ve olumsuz trendleri nasıl tersine çevirebiliriz?

Bireysel müdahaleler nasıl daha büyük etkilere dönüşebilir ve şehirlerimizi dönüştürebilir?

Mevcutta gerçekleşmekte olan sürdürülebilir dönüşümleri tespit etmek karmaşık bir iştir ancak gelecek vaat eden projeleri, teknolojileri ve kurumları tespit edip, destekleyebilme kabiliyetimizi geliştirmek esnek ve gerçekliğe uygun şehirler oluşturmak için hayati önem taşır.

Bu yazı 23 Temmuz 2019 tarihinde   tarafından yazılan makalenin çevirisidir.

Please follow and like us:

Yayınlayan

Faik Köktemir

Küçükken sıklıkla nah çektiğim için bugün şehir plancısı oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.